SON DAKİKA

Sivas Medya – Sivas'ın Sosyal İçerik Platformu
https://www.matbuu.com/?af=14999733

Annabel Abbs – Joyce’un Kızı

Annabel Abbs – Joyce’un Kızı
Bu haber 28 Mayıs 2017 - 14:59 'de eklendi ve 207 okunma kez görüntülendi.

Nedir bu etrafımızı kuşatmış ümitsizlik? Hele şu kendini küçümseme meselesi? Şu yirmi birinci asrın bir başka hastalığı işte! Tanpınar, “Yolun büyüğü küçüğü yoktur. Bizim yürüyüşümüz ve adımlarımız vardır.” der. Siz şu aydınlıktan bir yudum alıp bir adım atıverin de, bakın nasıl boğuluyor karanlık.


“Fareler geceleri giysi değiştirmez, değil mi?”
“Fareler mi” Doktor Jung döner koltuğunu geri itip odada dolaşmaya başlıyor. “Sonunda konuşmaya karar vermenize çok sevindim, ama kendinizi açmalısınız Bayan Joyce”
“Yüzlerce farklı yerde yaşadık… Odalar… Apartman daireli İtalya, İsviçre, Paris.” Çenemin bu konuşmadan, doktorun sonu gelmez sorularından bıkmış gibi şimdiden kasılmaya başladığını hissediyorum. Dilimi hızlıca dudağımdan geçirerek kendimi devam etmeye zorluyorum. “Zengin insanlar, babamın hamileri yani, bize para vermeye başlayınca Robiac Meydanı’na taşındık. Bundan önce erkek kardeşim Giorgio bize göçmen fareler derdi.”
“Babanız da buna sürgün diyordu.” Doktor Jung eğilerek yüzünü benimkiyle aynı seviyeye getiriyor. Talan edilmiş, bomboş ruhumu, beni nasıl soyduklarını ve bana nasıl ihanet ettiklerini görüp görmediğini merak ediyorum.
“Bana Ulysses’ten bahsedin. İtiraf ediyorum, onu okurken uyuyakaldım.” Tekrar koltuğuna oturuyor, not defterine bir şeyler karalıyor ve bakışlarını yine bana çeviriyor. “Müstehcen ligi yüzünden yasaklandı. Babanızın porno yazarı olması siz kendinizi nasıl hissettirmişti?”
Dışarıda bir bulut gökyüzünde süzülüp güneşin önünü kapatıyor. “Ulysses…” diye tekrarlarken, güveler tarafından yenmiş zihnimin içinde anılar ve ipuçları arıyorum. Kalın, mavi kapak sırtı… altın harfler… kızgın annem. “Annem bir keresinde kitabı elimde görüp benden almıştı. Babamın kirli bir zihni olduğunu ve bunu, evlendiğimde okuyabileceğimi söylemişti. Evlendiğimde!” Keyifsizce gülüyorum.
“Peki, okudunuz mu?”
“Elbette. O, dünyada yazılmış en iyi kitap.” Doktora benim de kitabın kurgusunu sıkıcı bulduğumu; alışılmadık, tuhaf karakterlerin beni yakalayamadığını ve herkesin bahsettiği “kirli kısımlara” ulaşamadığımı söylemiyorum. Bunun yerine, bunca yıl sonra bile beni rahatsız eden, Babbo’yla ilgili sorumu soruyorum. “Doktor, babam sapkın bir deli mi?”
Doktor Jung bana altın çerçeveli gözlüğünün ardından bakıyor. Nefesini gürültüyle burun deliklerinden bırakırken gözleri iyice açılıyor. Oluşan uzun sessizlikte benim konuşmamı bekliyormuş gibi nazikçe başını sallıyor. “Bunu neden soruyorsunuz Bayan Joyce?”
Mink mantoma o kadar sıkı sarınmışım ki, göğüs kafesim daralıyor, soluk alamıyorum. “Bunu bir gazetede görmüştüm. Onun için ‘Sapkın bir deli’ diyorlardı. Ulysses için de ‘Tarihte yazılmış en müstehcen kitap’ diyorlardı.” Ben konuşurken sesim kendiliğinden bedenimden ayrılıp uzaklaşıyor; sözcüklerin ve seslerin benimle hiçbir ilgisi yok.
“Sizce babanız kendine eş olarak neden bir oda hizmetçisi seçti?” Doktor masasına yaslanıyor, gözlüğünü alnına itip tekrar beni incelemeye hazırlanıyor.
“Zeki kadınlardan hoşlanmıyor. Bir keresinde böyle söylemişti.” Ona, babamın neden eş olarak bir oda hizmetçisi seçtiğini tam olarak bildiğimi söylemiyorum. Hakkında konuşulmayacak şeyler vardır. Özellikle de, fahişeler gibi saat başına para alan cep saatli, şişko İsviçreli adamlarla. Kimseyle.     Doktor Jung düşünceli düşünceli başparmağını ısırıyor; sürekli beni izliyor, bana bakıyor, ruhumun derinliklerine ulaşmaya çalışıyor. Sonra kalemini eline alıyor. Not defterine bir şeyler karalarken kalemin ucundan çıkan gıcırtıyı duyuyorum. Mink mantomu okşuyorum; nasıl da yumuşak ve rahatlatıcı. Kucağıma kıvrılmış bir köpek gibi. Annemin görüntüsü uzaklaşmaya başlıyor; ona ait her şey soluyor. Karga tüyüne benzeyen kaşları, ince dudakları, çatlak damarların labirent oluşturduğu kıllı yanakları. “Artık annemden bahsetmek istemiyorum. Bunu bana yapan oydu.” İşaret parmağımla üç defa şakağıma dokunuyorum.
Doktor yazmayı bırakıyor ve o kadar uzun süre kaşlarını çatıyor ki gözlerinin etrafındaki kaslar seğirmeye başlıyor. “Bana, babanızla aynı yatak odasını paylaşmadan önce aranızdaki ilişkiyi anlatın.”
“O her zaman yazardı. Ulysses bitene kadar benimle neredeyse hiç konuşmadı.”


Bu pasaj, Hep Kitap’ın Annabel Abbs – Joyce’un Kızı kitabından alıntıdır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA