Connect with us

Şebnem İşigüzel – Gözyaşı Konağı

Pasaj

Şebnem İşigüzel – Gözyaşı Konağı

Şebnem İşigüzel, “Zihin bir kafestir. İçine düşen çıkamaz.” der ve ekler: “Kimi zaman susuz kalan kuşlar için bir parça su, masumların saklanacağı bir kovuk…”


O yokuşun adı bundan böyle felaketler yokuşu olabilirdi.
Ne kötü yakalanmıştım. Üstelik sadece birisine de değil! İkisine birden! Annem boşuna “Herkes düşene bir tekme vurmaya bayılır. Bu yüzden sakın düşme, ama düşene bir tekme de sen vur!” demezdi. İyi ki paramız vardı. Saklanabileceğim köşk vardı. Ada vardı. Bu halde bana böyle davranılıyorsa… Sığınacak yerim olmasa kim bilir neler gelirdi talihsiz başıma?
Yokuş öyle dikti ki düştüğüm yerde kalıvermeme şaştım. Sanki burada düşen aşağı kadar yuvarlanırdı.
“Ah zavallım,” dedim içimden. İnsan kendisine acımaya bayılır. Çok şükür kendime çabucak teselli verebiliyordum. Çok şükür bu merdiven kadar dik yokuştan yuvarlanmamıştım… Öyle olmadığına neredeyse aptal gibi sevinecektim. Hicran’ın bu yokuşu, “İnen çıkamaz, çıkan inemez yokuşu,” diye bildiğini hatırladım, gülümsedim.
Yol bitmişti.
Bundan sonrası dümdüz ağaçlık, çam ormanıydı.
Kışın çamur olurdu. Yazın yerler ağaçların iğne yapraklarıyla, kozalaklarıyla örtüldüğünde güzelleşirdi. Bir ucu biraz ileride kıyıya inen dik bir yamaca bağlanırdı. Burada toprak kayalara kavuşur, denize inerdi. Kimi vakit burada dünyanın nöbetine durmuş gibi dikilirdik. Her şey olup bitiyormuş da biz orada hayattan muaf âlemi seyrediyormuşuz gibi.
Canına tak eden şeyler olduğunda annem “Gidip kendimi çamlıktan denize atıvereceğim vallahi!” derdi.
Annemin canına tak eden şeyler: “Konağı aşı boya mı yoksa köpük gibi beyaz mı yaptırmalı? Keşke daha fazla penceresi olaydı da konak hepten gözyaşı gibi görünüp parlasaydı. Acaba İstanbul’da da küçük bir yalıya mı geçmeli? Kafama koydum, bu kış yakama bir tilki iliştirip gezeceğim, sizce bana yakışır mı?” Bunlar görünen dertleriydi annemin. Görünmeyenleri kendisine bile söylemezdi. Babam hacca gittiğinde nasıl da âşık olmuştu. Keşke bizi bırakıp aşığıyla sırra kadem bassaydı. Parmağındaki yakut yüzük bu vazgeçişin nişanesiydi. Mösyö Yakop ona değil de başka kime verecekti bu yüzüğü? Dükkânın altını üstüne getirirdik.
“Mösyö Yakop bana taş seçtiriyor kızlar, merak etmeyin siz.”
“Karanlıktır, dardır, sıkışıktır burası diye sizi davet etmiyorum kızlar.”
Kulağımızı tırmalayan tuhaf bir aksam vardı Mösyö’nün.
Ne diyelim: Biz burada iyiyiz, siz işinize bakın!
Kadınları sıkarsanız işte böyle patlarlar. Bütün hürriyetleri erkeklerin eline tutuşturursanız onlar da oturup boynuzlarını cilalar! Oh olsun! Yarasın. Şerbetlensin. Annem boşuna “Keşke kadınlar da kocalarını boşayabilse,” demiyordu.
Bir ağacın dibine çöktüm. Kadının verdiği mendilde kandan bir gül açmıştı. Ayak bileğim şişmişti. Sırtımda ve böğrümde inceden bir ağrı vardı. Burada gümüş rengi denize bakarak biraz kendime geleyim istedim. Mehmet beni iyi görsün. Aylar sonra, günler sonra beni iyi görsün aşığım. İşte o anda anlaşılmaz bir korkuya kapıldım:
Mehmet ya var olduğu gibi ansızın yok olduysa?
Kaçak değil miydi? Saklanmak, kaybolmanın diğer yarısıydı. Mehmet ya ortadan kaybolduysa?
Bu güzel ışıl ışıl denizin ve ona secde eden gökyüzünün huzurunda içimi kasvet kaplamıştı. Bu korkunun verdiği tarifsiz imkânsız huzursuzlukla yerimden doğruldum. Taşların vurup çarptığı yerler sızlıyordu. Mehmet’i bulamazsam gelir kendimi şuradan atarım, diye geçirdim içimden. Peki bebek ne olacaktı? Ne kadar reddetsem de ona bağlıydım. Ben olmazsam o da olmaz. Eksik kalır, herkes ona kahır verir, acı çektirir, kötülük eder. Kimse onu annesi gibi koruyamaz.
Buna razı gelemezdim.
Onu umursamaz değildim. Sadece hiç akıl kârı olmasa bile el kadar bebeğe kırgınım. Beni sevdiklerimden ayırdığı için, neşeli bir farfarayı sonlandırdığı için kızgınım ona. Zavallıcığa doğuştan kötü bir kader çizdiğim için üzgündüm. Onun o korunmaya muhtaç hali içimi parçalıyordu.
Eskiden bu manzaraya ne kadar umut dolu gözlerle bakardım. Ya şimdi? Şimdi bir karanlığa bakar gibi bakıyorum. Evet, tek umudum Mehmet. Onu bulmalıyım. Yaralarımı bir tek o sarabilir.
İşte tam o sırada Mehmet sanki bana bir haberci göndermişti. Boz bir köpek ağaçların arasından çıktı, beni tanıyormuş gibi yanıma yanaştı. Dikkatli bakınca, onun Gece olduğunu anlayıverdim. Şifa bulmuş, iyileşmişti. Bir dostumu kucaklar gibi kucakladım yanıma gelen köpeği. Fatma’yı, annemi, Hicran’ı da görsem öyle içten sarılırdım hiç kuşkusuz.
“Gece…” dedim ona. Ömrümün geri kalan tüm gecelerini huzuruma çağırır gibi bütün kalbimle, “İyileşmişsin, kendine gelmişsin,” dedim.
Köpeğin yaralarının kapanmış olmasına nasıl sevindim anlatamam. Kendim için de böyle bir umuda kapıldım. Hayatta kapanmayacak yara yoktur. Siz sadece o yaşadığınızın gelip geçici olduğunu düşünün yeter. Siz “Ne yapalım, böyle oldu,” deyin yeter. “Zaman, dünya, kader, âlem, hayat, şimdilik bana bunu verdi, böyle verdi,” deyip geçin gidin yeter. Güçlü olmak yerine yumuşak bir dal parçası gibi eğilin, bükülün. Sonra size bunları yapan zorba gücün elinden kurtulur kurtulmaz eski halinize dönün. “Kaderinize boyun eğin” manasında değil bu söylediklerim. Zorlukları aştıktan sonra yıkılmayın diye söylüyorum. “Hayat bu,” deyin. İşte o zaman tadına varırsınız güzelliklerin. Yoksa mutsuzluktan sonra gelen mutluluğu tanımazsınız, bilemezsiniz, kendinizi mutsuzluğa hapsederek yaşar gidersiniz. Evet söylemek kolay. Yaşamak en zoru.
Karanlığa bakar gibi baktığım manzara birden ışıkla dolmuştu. Mehmet’in varlığı, aşk vaadi beni kendime getirmeye yetmişti.
Gece önde ben arkasında, ağrıyan ve şiş ayak bileğimle kıyıya kadar koşturduk.
Aşığıma kavuşmak için sabırsızlandığımı anlamıştı.
Kıyıya iner inmez Mehmet’i gördüm. O güzel sırtı bize dönük sandalını ters çevirmiş onun şişkin gövdesini kazıyordu. Gece nasıl da akıllıydı. Bir iki havladı. Mehmet döndü, baktı. Ona gülümsedim. Elindeki işi bıraktı. Bana doğru bir adım attı. Ona doğru koştum. Beni kucakladı. Sanki doğduk doğalı kavuşmayı bekliyorduk.


Bu pasaj, İletişim Yayınları’nın Şebnem İşigüzel – Gözyaşı Konağı kitabından alıntıdır.

Senin Yorumun Nedir?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlarda Var!

Bizi Takip Edin!

Advertisement

Bu Ay En Çok Okunanlar

Yukarı